İslam toplumlarında sosyal sorumluluk anlayışına uygun toplumsal örgütlenme modelleri geliştirilmiştir. Bu modeller bugün bile pek çok kuramsal çalışmaya ışık tutacak bir zenginliğe sahiptir. Örneğin Osmanlı toplumu bir vakıf medeniyeti olarak tarihte çok önemli bir yer edinmiştir. Osmanlı topraklarında vakıf, en önemli hayırseverlik kurumu idi. 1546 yılında İstanbul'da kurulu bulunan vakıf sayısı 2515'ti. Vakıflar Osmanlı toplumuna büyük katkılar sağlamışlardır. 11. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan Ahilik ve lonca teşkilatı, işletmelerin ve mesleki birliklerin topluma karşı sorumlulukların yerine getirilmesinde önemli bir mirasa sahip olduğunu göstermektedir.[4] Sosyal sorumluluk anlayışının felsefesinde, insana, topluma ve doğaya saygılı ve uyum içerisinde olmak vardır. Bu da bir dünya görüşü içerisinde, yapılan tüm işlerde, tutum ve davranışlarda bu dengenin gözetilmesi suretiyle olmaktadır.
Kurumsal sosyal sorumluluğun bugünkü anlamı ile kullanılmasına Amerika öncülük etmiştir. 2000'li yıllarla birlikte KSS kavramı şirketlerin gündemine daha fazla girmeye başladı. Ülkemizde son yıllarda bu konudaki duyarlılık hızlı bir gelişme kaydetmektedir. Özellikle uluslararası şirketlerin ortaya çıkması ve küreselleşmenin de etkileriyle, Türk firmaları kurumsal sosyal sorumluluk projelerine daha çok ilgi göstermeye başladı.
Uluslararası Teknolojik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV), bugüne kadar gerçekleştirdiği faaliyetlerle değerleri ve erdemliliği ön plana çıkartma gayreti içinde olmuştur.
UTESAV olarak, değerler konusunu farklı boyutlarıyla irdemeye çalışıyoruz. ...
Dünya nereye doğru gidiyor? Çocuklarımız gelecekte nasıl bir toplumda yaşayacak, daha doğrusu yaşamaya çalışacak? Günümüz dünyası, küreselleşme terimiyle anlatılan hızlı, hızlı olduğu için de anormal sonuçlara gebe bir değişim sürecinden geçiyor. Bu yüzden geleceğe yolculuk sürecinde elele gelişen normal kadar anormal trendlere de dikkat çekeceğiz. İkincisi, küreselleşme sürecinde Türkiye de hızla dünyanın bir parçası olmakta. Dolayısıyla tasvirimiz, dünya kadar dünyanın bir parçası olarak Türk toplumunun yaşadığı dönüşüme de atıf içerecektir.
Kültür, zatında bir güçtür; yaşanarak alışkanlık haline gelmiş naif davranışlar bütünü olarak öne çıkar... Dünyanın kalan kısmını etkisi altına almış, belirli yönleri ile daha çok anılmış medeniyetler, milletler vardır. Kimisi ekonomik büyüklüğü ile kimisi askerî üstünlüğü ile kimisi diplomatik ya da politik manevraları ile kimisi de kültürel değerleri ile anılır...
Kentler de insanlar gibidir. Onların da bir hafızası vardır. Kentin, yaşayan, ayakta kalan ve kayda giren her türlü birikimi "eser" konumunu alır ve o şehrin hafızasını oluşturur. İnsanlar kenti eserleriyle tanır, hatırlar ve anlamlandırır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde tarihin itici gücü ideolojik tartışmalar değil, imparatorluğu yenileştirmek isteyen yöneticilerin karşı karşıya kaldıkları koşullar idi.