Hakkımızda
Kurumsal Yapı
Haberler
Yayınlar / Raporlar
Projeler
İletişim
4 Eylül 2010, Cumartesi
ENGLISH
« Anasayfa
Faaliyetler
Makale
Bilim ve Teknoloji
Özel Dosyalar
Basın Odası
Kitap
Linkler

[ Kitabı İndirmek İçin Tıklayın ]
Anket
Sitemizin yeni tasarımını nasıl buldunuz?
Güzel
Fena değil
Normal
Kötü
Sonuçları göster

Duyurular

Tüketim ve Değerler Kitabı Yakında çıkıyor... (03.05.2010)

UTESAV Erdemli İşadamı Toplantıları devam ediyor. 08 Mayıs 2010 Cumartesi günü UTESAV genel Merkezinde "Bir erdem Problemi Olarak Sözünde Durmamak" konusunda beyin fırtınası düzenlenecek. (03.05.2010)

 

Milli Birlik Projesi Sürecinde Değerler ve İletişim

Kategori: Haberler

AK Parti'nin yaklaşık altı ay önce başlattığı açılım süreci, son zamanlarda yaşanan gelişmelerle zorlu bir döneme girdi. Bu gelişmeler açılım sürecini daha soğukkanlı ve uzun vadeli olarak yeniden ele almamızı zorunlu kılmaktadır. Özellikle TBMM'de açılımın siyasal destek bulamaması, muhalefet partilerinin katı bir tutum içerisinde olmaları, sivil ve bürokratik kurumların görüş birliği içinde olmamaları ve siyaset kurumunun sorunları aşacak politikalar üretememesi, bu sürecin önündeki en önemli risklerdir. Mecliste siyasal mutabakatın sağlanamaması bürokratik desteği de hızla azaltmaktadır.

Türkiye'nin, milli birlik projesinin gerçekleştirilmesine çok ihtiyacı var. Neredeyse yüzyıllık bir sorunun çözümü için AK Parti ile birlikte nihayet önemli bir adım atıldı. Daha önce Kürt sorunun çözümüne ilişkin teşebbüsler olmuştu. Bu teşebbüsler çözüm için gerekli olan iç ve dış dinamiklerden yoksun olduğu için akamete uğramıştı.

Yaklaşık altı ay önce başlatılan açılım süreci, uluslararası konjonktür ve iç dinamikler açısından umut verici bir hava oluşturdu. Cumhuriyet tarihi boyunca farklı dinamiklerle büyüyen bir sorunun, daha fazla sürdürülemeyeceği açıktı. Bu karmaşık faktörlerle beslenen sorunun kısa bir sürede çözülemeyeceği aşikardır. Bu kritik süreçte hükümet, bazı adımları atarken ne çok aceleci davranmalı ne de zamanında atılması gereken adımları atmaktan geri durmalıdır.

Sadece güvenlik tedbirleri ile sorunların çözülemeyeceği artık iyice anlaşıldı fakat bu aşamaya gelinceye kadar epeyce bir zaman kaybedilmiş oldu. Artık Türkiye'nin vakit kaybetmeye tahammülü kalmadı. O yüzden milli birlik projesi, Türkiye'nin geleceği ve demokratikleşmesi açısından son derece önemlidir ve sadece siyasilerin çözeceği bir sorun da değildir.

Milli birlik projesinin başarı ya da başarısızlığı hepimizin sorumluluğu altındadır. Bu sürecin tamamlanması için kanaat önderlerinin, sivil toplumun ve sanatçıların katkıda bulunması son derece önemlidir. Özellikle sivil toplum kuruluşlarının ve aydınların "ortak değerler" çerçevesinde geliştireceği inisiyatif, açılımın daha sağlıklı bir siyasal ve toplumsal zeminde yürümesini sağlayacaktır. Zira kamuoyunun, siyasal iletişim dilinin doğru kurgulandığı, birleştirici ve kuşatıcı bir çözüm iradesine her zaman destek vermeye hazır olduğu bilinmektedir.

Son 25 yılda yaşanan şiddet, terör ve kışkırtmalara rağmen, halkımızın sağ duyusu her zaman galip gelmiştir.. Siyasi alanda süregiden ayrışma, dramatik toplumsal sonuçlar doğurmamıştır. Doğuda asıl problem işsizlik ve yatırım eksikliğidir. Koruculuk ve aşiret sistemi kaldırılmalıdır. Bölgede işsizlikle mücadele için küçük atölyelerin kurulması sağlanmalı ve hayvancılık desteklenmelidir. Son dönemde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine önemli yatırımlar yapıldı. Bu yatırımlar çeşitlendirilerek devam ettirilmelidir.

Bölge insanının meslek ve iş sahibi olabilmelerine yönelik olarak gerekli mesleki ve teknik eğitim yatırımları biran önce hızlandırılmalıdır. Özel sektör yatırımlarının bölgeye gelmesini teşvik etmek amacıyla bölgesel KİT'lerin oluşturulması sağlanabilir ve özellikle büyük kamu alımları bu KİT'lerden tedarik edilebilir.

PKK, Kürtlerin sekülerleşmesi ve değerlerinden uzaklaştırılmaları için büyük çaba sarfediyor. Bölgedeki gençlerle konuşulduğunda manevi değerlerin boşluğu belirgin bir şekilde hissediliyor. Dini konular ancak yaşlılarla konuşulabiliyor. Taş atan çocukları bu bağlamda yeniden düşünmeliyiz.

Toplumumuzun ortak harcı dindir. Farklılıkları bir arada tutan en önemli değerlerin başında inanç birlikteliği ve kardeşlik duygusu gelmektedir. Toplumsal mutabakatın en sağlam olduğu konu ortak değerlerimizdir.

SETA Vakfı ve Pollmark araştırma şirketinin, yaptığı bir araştırmada toplumun % 85'e yakın bir kısmı, toplumsal bütünlüğü, ortak değer, duygu, inanç ve tarih algısı etrafında algıladığı tespit edilmiştir. Bu kategoriler içinde din kategorisi tek başına hem Türkiye genelinde (% 26,7) hem de etnik kökenler bazında en yüksek oranlarla (Türkler % 25,8, Kürtler %31,9) kendini göstermektedir.

Araştırmada ortak inançların etnik kimliklerin en önemli ortak bileşeni olduğunu ortaya koymuştur. Önümüzdeki bu tablonun da gösterdiği gibi "ortak değerlerimiz" sorunların aşılmasında ve barışın tesis edilmesinde en önemli referans çerçevesi olmaktadır. Toplumu birbirine kenetleyen manevi bağların, değerlerin ışığında bir üst dil ve birlik duygusu geliştirilmelidir.

Türkiye, yüzyıllarca camisi, havrası ve kilisesi ile farklı kültürleri adaletli bir şekilde birlikte yaşatma modelini ortaya koymuş ve dünyaya örnek olmuştur. Türkiye'nin kimliklerle ilgili bir sorun yaşıyor olması değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızın bir göstergesidir. Toplumumuzda benzerliklerimizi daha çok vurgulamalıyız. Geldiğimiz nokta da açılımı birbirimize doğru anlatamadığımız ortaya çıkıyor. Birbirimizi daha iyi anlamaya ihtiyacımız var.

Ortak değerlerimiz, sorunların aşılmasında en önemli referans çerçevesidir. Ortak değerler etrafında birleşme vurgulanmalı ve değerler, çözüm sürecinin temel bir parçası olarak görülmelidir. Birbirimizi daha çok anlamaya ve tanımaya ihtiyacımız var. Bunu da samimiyetle, insani değerler ölçüsünde birbirimizi anlamaya çalışarak gerçekleştirebiliriz. Adalet herkese tanınan bir haktır. Adalet canımızı acıtsa bile uygulanmalıdır. Adaleti tam olarak tesis ettiğimizde ne Dersim gibi hadiseler ne de Kürt sorunu gibi sorunlar yaşanır. Türkiye'de birlik duygusunu pekiştirmek için 'canımızı acıtsa da' adaleti savunmalıyız.

İnsana bakış açımız insani ve samimi olursa sorunları çözmemiz daha çok kolaylaşır. Kürt meselesini insani bir problem olarak görmüyoruz. Muhafazakar kesim sorun çözme konusunda yeterli değil. İyi niyeti bilgi ile taçlandırmak gerekiyor. Sorun çözme kabiliyetimizi nasıl geliştireceğimiz üzerinde durmalıyız. Bizim meselelere bakışımız nedir? Önce bunu sorgulamalıyız.

"Ben" Kürt meselesine nasıl bakıyorum, biz nasıl bakıyoruz? Önce kendimizden yola çıkmalıyız. Toplumda adalet duygusunun hakim kılınması lazım. İnsani değerler ön plana çıkartılmalıdır. STK'ların daha özgür ve bağımsız bir şekilde meseleleri ele alması gerekmektedir.

KAMUOYU İLE İLETİŞİM

Bir diğer önemli konu da açılım sürecinde kamuoyu ile iletişimde bazı aksaklıkların yaşanmasıdır. Zaman zaman süreçle ilgili yaşanan bilgi eksiklikleri, yanlış anlamaları ve önyargıları arttırdı. Konunun tarafları ile etkin bir iletişim kurulamaması, süreci sabote etmek isteyenlerin elini güçlendirmiş oldu. Açılımın hazırlık evresinde düzenlenen beyin fırtınası toplantılarında farklı toplumsal kesimlerden aydınların sürece katkısı alınmalıydı. Özellikle muhafazakar aydınların süreçte etkin olmaması büyük bir eksikliktir. Kamuoyunun desteğini almak için diyalog mekanizmalarının çok iyi kurulması gerekmektedir.

Açılım sürecinin doğru işleyebilmesi ve farklı toplumsal kesimleri bu konuda aydınlatabilmek için yeni bir iletişim stratejisine ihtiyaç var. Bu iletişim stratejisi de, samimiyetle akıl ve yüreği bir araya getiren bir strateji olmalıdır.

Açılım sürecinin ilgili taraflara yeteri kadar anlatılamadığı görülmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının desteğini almak için yine etkin bir iletişim mekanizması oluşturulamamıştır. Türkiye'nin kayıp halkası sivil toplum kuruluşlarıdır. STK'ların yaşadığımız problemlere daha berrak ve doğru yaklaşabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden sivil toplumun süreçte etkin olması şart. Koordinatör Bakan Sayın Beşir Atalay, STK'ların görüşlerini dinledi, fakat bu temasların sürekli ve etkin bir iletişim ortamı içerisinde sürdürülmesi gerekmektedir.

Demokratik açılım süreci bir devlet projesi olmasına rağmen kamuoyunda ve siyasilerde AK Parti'nin projesi olarak algılanmıştır. Bu algıyı değiştirmeye yönelik etkili bir kamuoyu diplomasisi uygulanamamıştır. Açılım sürecinin isimlendirilmesi konusunda da bir karmaşa yaşanmaktadır. Kimileri Kürt açılımı derken, Hükümet demokratik açılım, milli birlik projesi gibi farklı adlandırmalar yapmaktadır. Süreci tanımlayan net bir ismin olmaması, kamuoyunda farklı algılamalara ve mesaj karmaşasına yol açmaktadır.

Siyasi partilerin kullandığı sert ve yıkıcı dil, iletişim imkanlarını ve diyalog çabalarını zora sokmaktadır. Özellikle tartışmaların belli bir üslup içerisinde sürdürülmesi, her şeyden önce birlik ve beraberliğin zedelenmemesi açısından son derece önemlidir.

İktidar partisi, açılım sürecinde sivil inisiyatifi harekete geçirmek ve farklı toplumsal aktörlerden katkı almak için geniş bir toplumsal kesimle sürdürülebilir bir iletişim ortamı oluşturmalıdır. Ancak bu şekilde geniş bir mutabakat sağlanabilir ve sorunlar çözüm yoluna girebilir.

BU BÖLÜMDEKİ DİĞER YAZILAR:

HALİÇ BULUŞMASINDA HABERCİLİK VE DEĞERLER ELE ALINDI
UTESAV Başkanı İsrafil Kuralay: "REFERANDUM YENİ ANAYASA İÇİN TARİHİ FIRSAT"
İSLAM BİLİM İLE BARIŞIKTIR
UTESAV'IN ÖDÜLLÜ TÜKETİM VE DEĞERLER KİTABI ÇIKTI !
İSLAM DÜŞÜNCESİNDE BİLİM VE TEKNOLOJİ BEYİN FIRTINASI YAPILACAK
UTESAV'IN ÜNİVERSİTE DE DERSLERİ DEVAM EDİYOR
UTESAV'IN 6. OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI
TÜRK GÖNÜLLÜLER MÜSLÜMAN NİJERİ'İN UMUDU OLDU
HALİÇ BULUŞMASINDA "ANAYASA PAKETİ ve SİVİL ANAYASA DEĞERLENDİRİLDİ
UTESAV YÖNETİMİ MÜSİAD'I ZİYARET ETTİ

Adres: Sütlüce, İmrahor Cad. No: 28 P.K. 34445 Beyoğlu / İSTANBUL Tel: (0 212) 222 01 73 Faks: (0 212) 222 01 93 E-posta: utesav@utesav.org.tr

Tasarım: ARTER